Licê // Amed // Kurdistan
Göz görmez, bilinç görür.
Her köşe başında kimlik soruyorlar benden.Açıp yaramı gösteriyorum. H. İzgören
7 Ocak 2014 Salı
28 Ağustos 2013 Çarşamba
Madres de Plaza de Mayo - Dayikên Şemiyê - Cumartesi Anneleri
1976 ve 1982 yılları arasında, Arjantin'de darbe sonucu ülke yönetimini ele geçiren generaller, "Ulusal Uzlaşma Süreci" adı verilen, ve hapishaneye atılanlar hariç olmak üzere en az 30.000 insanın ortadan kaldırıldığı bir döneme imza attılar. Ülkede her şey Hristiyan değerleri korumak ve komünizmi engellemek adı altında yasaklanmıştı, iki kişiden fazlasının yan yana gelmesi ve konuşması suçtu. Ancak 1977'de bir grup anne hükumet binası önünde bulunan Plaza de Mayo'da (Mayıs Meydanı) her şeyi göze alarak bir araya gelmeye başladı. Kayıp olan oğullarını, kardeşlerini ve torunlarını seslerini hiç çıkarmadan sadece hükumet binasının karşısında durarak talep ediyorlardı. Sayıları giderek arttı, birçok soruşturmaya ve dayağa maruz kaldılar, ancak başlarına beyaz başörtülerini takıp meydana çıkmaktan vazgeçmediler ve tüm dünya da onları bu şekilde tanıdı. Ülke normal yönetimine kavuştuktan sonra yapılan araştırmalar kayıpların çoktan öldüğünü ve cesetlerinin yok edildiğini ortaya çıkardı, ancak bu anneler generallerden hesap sorulması için eylemlerine devam ettiler.
Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayınız.
Nora Cortiñas da Arjantin'deki annelerden biri. 16 Mart 2013 günü Amed'de kayıp yakınlarının 214. hafta buluşmasında, koynunda oğlunun fotoğrafı, başında oğlunun adının ve kaybedildiği tarihin yazılı olduğu beyaz yazmasıyla, aynı kaderi paylaştığı kız kardeşleri, yoldaşları, Cumartesi Anneleri'nin yanındaydı. Birlikte, 15 Nisan 1977'de kaybedilen oğlu Carlos Gustavo Cortiñas'ın ve onun gibi kaybedilen binlerce evladın faillerinden hesap sordular. Nora bugün 83 yaşında, iki eli katillerin yakasında.
Türkiye'de de 27 Mayıs 1995'ten beri İstanbul Galatasaray meydanında Cumartesi Anneleri. Uygulanan polis şiddeti ve gözaltılar nedeniyle 1999'da ara verdikleri eyleme 2009'dan bu yana tekrar devam ediyorlar.
21 Ağustos 2013 Çarşamba
Îsa
Ez çûm ber pê de. Min got navê te çi ye egîdê min? Got Navê min Îsa ye û fotografê di destê dayika xwe de nîşan da. Got ev jî Memed e.
Memed li Roboskî yê hat qetl kirin, hê sêzdeh salî bû...
Sordum; adın nedir? Adım İsa dedi ve annesinin elindeki fotoğrafı göstererek, bu da Memed.
Memed Roboskî'de katledildi, daha 13 yaşındaydı.
15 Ağustos 2013 Perşembe
Licê'ye Doğru - 2
Yolculuğumuzun sonraki durağı Licê Kerwas(Yalaza) köyü.
Köye varınca Mamo karşılıyor bizi, evine davet ediyor. Demli de bir çay koyuyor. Haliyle sohbetimiz de koyu. Bu arada ev gittikçe kalabalıklaşıyor. Eş, dost Mamo'nun çayını içmeye geliyor. Genişçe bir eyvanda oturuyoruz.
Mamo söze giriyor bir ara.
-İnsan meselenin içinde olmayınca ölümü korkunç bir şey zannediyor. Ama içine girdiğinde aslında hiç de korkulacak bir şey olmadığını görüyorsun. (Medeni Yıldırım'ın katledildiği günü anlatıyor) O gün askerler resmen taradılar bizi. Gördüm askerin biri neredeyse bir şarjör mermi boşalttı üstüme. Meydandan çıkınca ilk iş üstümü başını kontrol ettim acaba yaralı mıyım diye. Sağlam olduğumu görünce tamam dedim kefeni yırttık bu sefer. Hem korksan ne olacak ki. Korku çare midir? Olur da çözüm süreci sekteye uğrarsa biz çok iyi biliyoruz ki bu devlet Licê'den intikam almaya gelecektir. Bugün Licê'yle ilgili yayınlanan haberler boşuna değil. Devlet buraya giremiyor şu an. Mutlaka bunun intikamını alacaktır.
Weysi abê sırtını açıyor, omuzunda iki mermi yarası. O da Medeni'yi kaybettiğimiz gün yaralanmış. O gün çok fazla yaralı vardı diyor ama kimsenin haberi olmadı.
Çayımızı içtikten sonra kalkıyoruz, köyün yakılan evlerini fotoğraflayacağım. İlk gittiğimiz ev Medeni'yle beraber vurulan Ronida Pervane'nin ailesinin evi. Ronîda'nın ağabeyiyle tanışıyoruz, o anlatıyor. 1994 yılında baskın. Ev yakıldıktan sonra Amed'e taşınıyorlar. Baba şu an cezaevinde. Aile yazları köye gelip akrabaların evlerinde kalıyor.
Köye varınca Mamo karşılıyor bizi, evine davet ediyor. Demli de bir çay koyuyor. Haliyle sohbetimiz de koyu. Bu arada ev gittikçe kalabalıklaşıyor. Eş, dost Mamo'nun çayını içmeye geliyor. Genişçe bir eyvanda oturuyoruz.
Mamo söze giriyor bir ara.
-İnsan meselenin içinde olmayınca ölümü korkunç bir şey zannediyor. Ama içine girdiğinde aslında hiç de korkulacak bir şey olmadığını görüyorsun. (Medeni Yıldırım'ın katledildiği günü anlatıyor) O gün askerler resmen taradılar bizi. Gördüm askerin biri neredeyse bir şarjör mermi boşalttı üstüme. Meydandan çıkınca ilk iş üstümü başını kontrol ettim acaba yaralı mıyım diye. Sağlam olduğumu görünce tamam dedim kefeni yırttık bu sefer. Hem korksan ne olacak ki. Korku çare midir? Olur da çözüm süreci sekteye uğrarsa biz çok iyi biliyoruz ki bu devlet Licê'den intikam almaya gelecektir. Bugün Licê'yle ilgili yayınlanan haberler boşuna değil. Devlet buraya giremiyor şu an. Mutlaka bunun intikamını alacaktır.
Weysi abê sırtını açıyor, omuzunda iki mermi yarası. O da Medeni'yi kaybettiğimiz gün yaralanmış. O gün çok fazla yaralı vardı diyor ama kimsenin haberi olmadı.
Çayımızı içtikten sonra kalkıyoruz, köyün yakılan evlerini fotoğraflayacağım. İlk gittiğimiz ev Medeni'yle beraber vurulan Ronida Pervane'nin ailesinin evi. Ronîda'nın ağabeyiyle tanışıyoruz, o anlatıyor. 1994 yılında baskın. Ev yakıldıktan sonra Amed'e taşınıyorlar. Baba şu an cezaevinde. Aile yazları köye gelip akrabaların evlerinde kalıyor.
Sonra Veysi Özmal'ın evine gidiyoruz. 94'te yakılıyor o da. Babasının eviyle bitişik olduğu için kendi evi yakılınca, babasının evi de beraber yanıyor. Tekrar ev yapamıyorlar köye.
Yakılan başka bir ev.
Fotoğrafları çektikten sonra hatır isteyip ayrılıyoruz köyden. En yakın zamanda tekrar görüşmek üzere...
Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayınız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
