28 Ağustos 2013 Çarşamba

Madres de Plaza de Mayo - Dayikên Şemiyê - Cumartesi Anneleri

 1976 ve 1982 yılları arasında, Arjantin'de darbe sonucu ülke yönetimini ele geçiren generaller, "Ulusal Uzlaşma Süreci" adı verilen, ve hapishaneye atılanlar hariç olmak üzere en az 30.000 insanın ortadan kaldırıldığı bir döneme imza attılar. Ülkede her şey Hristiyan değerleri korumak ve komünizmi engellemek adı altında yasaklanmıştı, iki kişiden fazlasının yan yana gelmesi ve konuşması suçtu. Ancak 1977'de bir grup anne hükumet binası önünde bulunan Plaza de Mayo'da (Mayıs Meydanı) her şeyi göze alarak bir araya gelmeye başladı. Kayıp olan oğullarını, kardeşlerini ve torunlarını seslerini hiç çıkarmadan sadece hükumet binasının karşısında durarak talep ediyorlardı. Sayıları giderek arttı, birçok soruşturmaya ve dayağa maruz kaldılar, ancak başlarına beyaz başörtülerini takıp meydana çıkmaktan vazgeçmediler ve tüm dünya da onları bu şekilde tanıdı. Ülke normal yönetimine kavuştuktan sonra yapılan araştırmalar kayıpların çoktan öldüğünü ve cesetlerinin yok edildiğini ortaya çıkardı, ancak bu anneler generallerden hesap sorulması için eylemlerine devam ettiler.

Nora Cortiñas da Arjantin'deki annelerden biri. 16 Mart 2013 günü Amed'de kayıp yakınlarının 214. hafta buluşmasında, koynunda oğlunun fotoğrafı, başında oğlunun adının ve kaybedildiği tarihin yazılı olduğu beyaz yazmasıyla, aynı kaderi paylaştığı kız kardeşleri, yoldaşları, Cumartesi Anneleri'nin yanındaydı. Birlikte, 15 Nisan 1977'de kaybedilen oğlu Carlos Gustavo Cortiñas'ın ve onun gibi kaybedilen binlerce evladın faillerinden hesap sordular. Nora bugün 83 yaşında, iki eli katillerin yakasında.



Türkiye'de de 27 Mayıs 1995'ten beri İstanbul Galatasaray meydanında Cumartesi Anneleri. Uygulanan polis şiddeti ve gözaltılar nedeniyle 1999'da ara verdikleri eyleme 2009'dan bu yana tekrar devam ediyorlar.


Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayınız.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Bijî Newroz


Îsa

Ez çûm ber pê de. Min got navê te çi ye egîdê min? Got Navê min Îsa ye û fotografê di destê dayika xwe de nîşan da. Got ev jî Memed e.
Memed li Roboskî yê hat qetl kirin, hê sêzdeh salî bû...

Sordum; adın nedir? Adım İsa dedi ve annesinin elindeki fotoğrafı göstererek, bu da Memed.
Memed Roboskî'de katledildi, daha 13 yaşındaydı.

Şêr şêre, çi jine yan çi mêre


15 Ağustos 2013 Perşembe

Teyrik

30.06.2013 Ji Çalekiya 'Hukumet gav bavêje' - 30.06.2013 'Hükümet adım at' eyleminden

Licê'ye Doğru - 2

         Yolculuğumuzun sonraki durağı Licê Kerwas(Yalaza) köyü.
         Köye varınca Mamo karşılıyor bizi, evine davet ediyor. Demli de bir çay koyuyor. Haliyle sohbetimiz de koyu. Bu arada ev gittikçe kalabalıklaşıyor. Eş, dost Mamo'nun çayını içmeye geliyor. Genişçe bir eyvanda oturuyoruz.
         Mamo söze giriyor bir ara.
        -İnsan meselenin içinde olmayınca ölümü korkunç bir şey zannediyor. Ama içine girdiğinde aslında hiç de korkulacak bir şey olmadığını görüyorsun. (Medeni Yıldırım'ın katledildiği günü anlatıyor) O gün askerler resmen taradılar bizi. Gördüm askerin biri neredeyse bir şarjör mermi boşalttı üstüme. Meydandan çıkınca ilk iş üstümü başını kontrol ettim acaba yaralı mıyım diye. Sağlam olduğumu görünce tamam dedim kefeni yırttık bu sefer. Hem korksan ne olacak ki. Korku çare midir? Olur da çözüm süreci sekteye uğrarsa biz çok iyi biliyoruz ki bu devlet Licê'den intikam almaya gelecektir. Bugün Licê'yle ilgili yayınlanan haberler boşuna değil. Devlet buraya giremiyor şu an. Mutlaka bunun intikamını alacaktır.

        Weysi abê sırtını açıyor, omuzunda iki mermi yarası. O da Medeni'yi kaybettiğimiz gün yaralanmış. O gün çok fazla yaralı vardı diyor ama kimsenin haberi olmadı.

        Çayımızı içtikten sonra kalkıyoruz, köyün yakılan evlerini fotoğraflayacağım. İlk gittiğimiz ev Medeni'yle beraber  vurulan Ronida Pervane'nin ailesinin evi. Ronîda'nın ağabeyiyle tanışıyoruz, o anlatıyor. 1994 yılında baskın. Ev yakıldıktan sonra Amed'e taşınıyorlar. Baba şu an cezaevinde. Aile yazları köye gelip akrabaların evlerinde kalıyor.




          Sonra Veysi Özmal'ın evine gidiyoruz. 94'te yakılıyor o da. Babasının eviyle bitişik olduğu için kendi evi yakılınca, babasının evi de beraber yanıyor. Tekrar ev yapamıyorlar köye.



Yakılan başka bir ev.


Fotoğrafları çektikten sonra hatır isteyip ayrılıyoruz köyden. En yakın zamanda tekrar görüşmek üzere...

Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayınız.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Licê'ye Doğru - 1

       11 Ağustos 2013. Pazar sabahı yola koyuluyoruz bir arkadaşımla Licê(Lice)'ye doğru. Sabah erkenden çıkıp önce Eshab-ı Keyf'i sonra da Bırkleyn mağaralarını geziyoruz. Sonrasında esas Licê'ye,Pêşî Kevir'e, Licê'nin küçük dağ köylerine, 90'larda yakılıp yıkılan,zorunlu göçe tabi tutulan, onlarca evladını yitiren köylere doğru yola koyuluyoruz.
        Yol üzeri, ilkin geçenlerde açılışı yapılan Gerilla Şehitliği'ne uğruyoruz. Mezarlıkta hummalı bir çalışma var, yollar yapılıyor, mezar taşları hazırlanıyor,mezarlara çiçekler ekiliyor... Mezarların arasında dolanırken üzerlerindeki şekerlere ilişiyor gözüm. Malum bir bayramı! daha geride bıraktık. Analarımız evlatlarına bayram şekeri getirmişler... Mezarlıkta çalışan işçiler fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söylüyorlar, ne kadar ısrar etsem de şekerlerin fotoğrafını almama izin vermiyorlar. Mezarlıktan heybem boş, yüreğim dolu, ayrılıyoruz.
      Mezarlıktan sonra ilk durağımız Henyat(Beğendik) Köyü. 1994'te yakılıyor, 14 haneli imiş. Köyün hikayesini Aziz Tekin'den dinliyoruz; 'Bizimki köy değil, Sîsê(Yolçatı) Köyü'nün mezrasıdır aslında. Bu bölgede çatışma çıkmıştı. Ben o zaman 14 yaşındaydım. Askerler köye havan topları atmaya başladılar. Havan toplarından biri bir evin içine düştü, sonra herkes evinden çıkıp köyü boşaltmaya başladı. Biz köyden çıkınca da arkamızdan gelip bütün evleri yaktılar. Evlerin içine gaz gibi bir şey atıyorlardı, sonra çakmağı vurunca ev birden bire tutuşuyordu. Mayıs ayındaydık.'
       -Öldürülen kimse oldu mu?
         -Çok oldu. Mesela Yusuf Bozkuş vardı, aklı tam değildi, hep yalınayak gezerdi bu dağlarda. 60 yaşlarında. Askerler aldılar onu, teröristlerin başı bu diyerek. Şu kayalıkların arkasına götürüp öldürdüler. Teyzemin damadı vardı -bir an duraksıyor 'adı Evdilwahap ama nasıl yazılıyor bilmiyorum'- Abdulvahap Maço. Onu da aldılar...

       -Sonra ne yaptınız? Nereye gittiniz?
          -Diyabakır'a taşındık. Orda da evi bastılar (gülümsüyor), bizi perişan ettiler. Mecbur oradan da Adana'ya taşındık. Tarım işçisi olarak çalışıyorduk.
       -Ne zaman döndünüz köye?
          -İlkin 8 yıl önce geldik. Ama ev yok, eşya yok o yüzden temelli gelemiyoruz. Baharda hayvan satın alıp geliyoruz, burada çadırımızı kurup hayvancılık yapıyoruz. Kışın tekrar Adana'ya.
       Çadırda soluklanıp, sohbetimizi ettikten sonra hatır isteyip kalkıyoruz, yola devam...

              Havan topunun düştüğü ev. Şimdi o yangın yerinde bir badem ağacı kök salmış.








NOT:13 Mayıs 1994 tarihinde Yolçatı köyünü basan Bolu Jandarma Tugayı ve Lice Jandarma Komutanlığına bağlı askerler tarafından gözaltına alınan Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdülvahap Maço'nun cenazeleri, 17 Mayıs tarihinde köy yakınlarında bulunmuştu.
         18 Ocak 2005'te AİHM Türkiye'yi 10 yıl süren bu davadan ötürü mahkum etti.
Kararhttp://www.yargitay.gov.tr/aihm/upload/36217_97.pdf
Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayınız.