14 Temmuz 2013, Lîcê(Lice)
de 90’lı yıllarda şehit düşen 170 gerilla için köylüler ve gerillaların ortak
emeğiyle yapılan şehitliğin açılışı vardı. Amed BDP il binasından araçlar
kalkacak diye haber alıyoruz. Atlıyoruz minibüslere biz de bir arkadaşımla,
yola koyuluyoruz. Araçtaki herkeste bir heyecan var. Neyse ki bu heyecanın
yerini öfkeye bırakması çok uzun sürmüyor. Yola çıkalı henüz 20 dk olmuş, çevik
kuvvet bir tomayla gelip araçları durdurmuş, araçta arama yapılmış, bütün
‘kimlik’leri toplamış, tabiri caizse hepimizi ‘fiş’lemişti çünkü. Kimlikleri
geri verdiklerinde araçta bulunan bir muhabir arkadaşıma kimliğini aldın mı sen
de diye soruyorum, ‘Kimlik değil nüfus cüzdanımı aldım!’ diye yanıtlıyor,
öğreniyorum. Tekrar yola koyuluyoruz.
Aradan çok geçmeden ikinci bir kontrol noktası. Bu sefer
Jandarma durduruyor. Onlar da ‘nüfus cüzdanlarımızı’ kayda geçip! yolu
açıyorlar. Yol boyunca kimse konuşmuyor. Araçta bir sessizlik, herkes etrafı
süzüyor. Lice’nin heybetli dağları göründüğünde bütün yolcuların gözleri
yükseklerde, ‘belki bir umut…’. Az sonra sağa dönüyoruz, bir köy yoluna. Birden
kayalıkların başında bir genç beliriyor elinde PKK’nin al bayrağı, gelen
araçları selamlıyor. Herkes acaba bir gerilla mı diye heyecanla dönüyor ama
bizi karşılayan kişi köyün gençlerinden biri. Araçtaki annelerden biri ‘Qurbana
we bim lawo(kurban olayım size oğul)’ diye iç geçiriyor. Hemen yanımda
oturan bir başka anne Keşke bizimle yürüdüğünüz günleri de görebilsek diyor.
Birkaç damla gözyaşı döküyor. Elini tutuyorum. Telefonunu açıp bir fotoğraf
gösteriyor bana, gözleri yaşlı. Bak bu kızım diyor geçen sene gitti o da, bu da
kardeşim, tutuklu. 36 sene ceza aldı. Gözyaşları daha yoğun…
Bir süre sonra araçların daha fazla ilerlemesi mümkün
olmuyor, inip yaya devam ediyoruz. Her taraftan insanlar büyük bir heyecanla
Şehitliğe akın ediyor. Yaklaşık 2 km kadar yürüyoruz, yaşlılar ve oruç tutanlar
ara ara durmak zorunda kalıyorlar. Buldukları bir ağaç gölgesinde az soluklanıp
tekrar devam ediyorlar. Yokuş yukarı çıktığımız için, alana gelene kadar bizi
nasıl bir şeyin beklediğini bilemiyoruz. Yokuşun sonuna geliyoruz ve
karşımızda. O an yanımdaki arkadaşım bana bakıp ‘ wulaa oğlum burası
kurtarılmış bölgedir, burası Türkiye değil a’. Hakikaten de burası Türkiye
değil. Yolun başında o genç kayalıklardan bizleri selamlarken araçtakilere ‘
Kürdistan’a hoşgeldiniz diyor’ demiştim. Öyleydi. Mezarlara yaklaşınca fotoğraf
makinamı çıkarıp fotoğraf çekmek istiyorum. Güvenlik şeridi oluşturmuş gençlere
soruyorum önce izin var mı diye. Gençler ‘şimdilik değil’ yanıtını veriyorlar,
itiraz etmeden devam ediyorum. Tepeden aşağı doğru su kaynağının olduğu yere
gidiyorum. Etraf ağaçlık herkes gölgede dinleniyor, cenazenin gelmesini
bekliyoruz. Benim gözlerim hala yükseklerde, ‘bir umut’…
Yarım saat kadar bekliyoruz ve ardından tabutu omuzlamış
gençler ve arkalarında sloganlarla yürüyen halkımın ayak sesleri geliyor
ovadan. Cenaze halkın arasına geliyor, ‘Şehîd namirin’ sloganları, zılgıtlar
eşliğinde şehidini selamlıyor halk. Cenazeyi getiren gençler, daha önce
hazırlanmış mezara doğru yürüyorlar. İnsanların hep beraber oraya gitmesine
izin verilmiyor, defin işleminden sonra ancak gidebileceklerini söylüyorlar.
Ben fotoğraf çektiğim için gidebiliyorum tabutun başına. Cenazeyi defnedecek
gençler, gazeteciler ve 2 de Kürt anası geldi mezarın başına. Defin işlemi
başlarken çok bakamıyorum gözlerim dolu, yüreğim buruk. Sonra hemen arkamda duran
annenin ağıtları çalınıyor kulağıma. Arkamı dönüyorum göz göze geliyoruz.
Önceden tanıyorum bu anneyi. Her hafta cumartesi günü Amed Koşuyolu Parkında
2006'da aralarında çocukların da olduğu 10 kişinin bir bombayla katledildiği
yere yapılan Yaşam Hakkı Anıtı önünda karşılaşıyoruz. Boynunda bir kolye,
kolyenin içinde 3 resim. Faillerden hesap soruyor bu anne. Bütün dünya başıma
yıkılıyor sanki. Tutamıyorum kendimi sarılıyorum anneye o da boynuma sarılıp
öpüyor, beraber ağlıyoruz. Koynundan bir fotoğraf çıkarıp gösteriyor bu da
benim oğlum. Gitti. Bir küçüğü var, o da gitti diyor. Eziyor yüreğimi. O an
‘gidemediğin’ için kendine lanet ediyorsun. Sonra kaldırıyor başını o güzel
kadın ve haykırıyor tekrar tabutun başında ‘Şehîd Namirin’. Bir kez daha hayran
oluyorum bizi yaratan yiğit Kürt kadınına.
Defin işlemi tamamlanıyor, aşağı iniyoruz tekrar. HPG
adına açıklamayı okuyacak gençler geliyor. Defnedilen 170 kişinin sicilleri
okunacak. Önce saygı duruşu ardından marşlar okunuyor ve açıklama başlıyor. Her
4 gerilladan 3 ünün sicili bilinmiyor. Bazılarının sadece kod isimleri,
bazılarının şehadet tarihi, bazılarının cinsiyeti okunuyor sadece. Açıklama
tamamlanıyor. Gençler hızla ayrılıyor alandan. Arkalarından dualar ediyor
analarımız; ‘Allah yolunuza taş koymasın, yolunuz açık olsun’… Ardından mezarlığa geçiyoruz. 70’ini
devirmiş bir ana oğlunun mezarını arıyor, okuyamadığı için gördüğü herkese
soruyor; ‘Bu mezar kimin? Burada kimler yatıyor?’ Sonra oturuyor bir mezarın
başına ağıtlar yakmaya başlıyor.
Mezarlıktan ayrılacağız artık. Aklıma ‘çözüm süreci’yle
beraber başlayan gerillanın geri çekilmesi üzerine bir Kürt kadının sözleri
geliyor ‘E şimdi gerillalar giderse onca mezarı kim sulayacak?’. O gün bir
cevap verememiştim. Ama bugün biliyorum.
-Halkımız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder