7 Ağustos 2013 Çarşamba

O Mezarları Kim Sulayacak?


14 Temmuz 2013, Lîcê(Lice) de 90’lı yıllarda şehit düşen 170 gerilla için köylüler ve gerillaların ortak emeğiyle yapılan şehitliğin açılışı vardı. Amed BDP il binasından araçlar kalkacak diye haber alıyoruz. Atlıyoruz minibüslere biz de bir arkadaşımla, yola koyuluyoruz. Araçtaki herkeste bir heyecan var. Neyse ki bu heyecanın yerini öfkeye bırakması çok uzun sürmüyor. Yola çıkalı henüz 20 dk olmuş, çevik kuvvet bir tomayla gelip araçları durdurmuş, araçta arama yapılmış, bütün ‘kimlik’leri toplamış, tabiri caizse hepimizi ‘fiş’lemişti çünkü. Kimlikleri geri verdiklerinde araçta bulunan bir muhabir arkadaşıma kimliğini aldın mı sen de diye soruyorum, ‘Kimlik değil nüfus cüzdanımı aldım!’ diye yanıtlıyor, öğreniyorum. Tekrar yola koyuluyoruz.
            Aradan çok geçmeden ikinci bir kontrol noktası. Bu sefer Jandarma durduruyor. Onlar da ‘nüfus cüzdanlarımızı’ kayda geçip! yolu açıyorlar. Yol boyunca kimse konuşmuyor. Araçta bir sessizlik, herkes etrafı süzüyor. Lice’nin heybetli dağları göründüğünde bütün yolcuların gözleri yükseklerde, ‘belki bir umut…’. Az sonra sağa dönüyoruz, bir köy yoluna. Birden kayalıkların başında bir genç beliriyor elinde PKK’nin al bayrağı, gelen araçları selamlıyor. Herkes acaba bir gerilla mı diye heyecanla dönüyor ama bizi karşılayan kişi köyün gençlerinden biri. Araçtaki annelerden biri ‘Qurbana we bim lawo(kurban olayım size oğul)’ diye iç geçiriyor.  Hemen yanımda oturan bir başka anne Keşke bizimle yürüdüğünüz günleri de görebilsek diyor. Birkaç damla gözyaşı döküyor. Elini tutuyorum. Telefonunu açıp bir fotoğraf gösteriyor bana, gözleri yaşlı. Bak bu kızım diyor geçen sene gitti o da, bu da kardeşim, tutuklu. 36 sene ceza aldı. Gözyaşları daha yoğun…
            Bir süre sonra araçların daha fazla ilerlemesi mümkün olmuyor, inip yaya devam ediyoruz. Her taraftan insanlar büyük bir heyecanla Şehitliğe akın ediyor. Yaklaşık 2 km kadar yürüyoruz, yaşlılar ve oruç tutanlar ara ara durmak zorunda kalıyorlar. Buldukları bir ağaç gölgesinde az soluklanıp tekrar devam ediyorlar. Yokuş yukarı çıktığımız için, alana gelene kadar bizi nasıl bir şeyin beklediğini bilemiyoruz. Yokuşun sonuna geliyoruz ve karşımızda. O an yanımdaki arkadaşım bana bakıp ‘ wulaa oğlum burası kurtarılmış bölgedir, burası Türkiye değil a’. Hakikaten de burası Türkiye değil. Yolun başında o genç kayalıklardan bizleri selamlarken araçtakilere ‘ Kürdistan’a hoşgeldiniz diyor’ demiştim. Öyleydi. Mezarlara yaklaşınca fotoğraf makinamı çıkarıp fotoğraf çekmek istiyorum. Güvenlik şeridi oluşturmuş gençlere soruyorum önce izin var mı diye. Gençler ‘şimdilik değil’ yanıtını veriyorlar, itiraz etmeden devam ediyorum. Tepeden aşağı doğru su kaynağının olduğu yere gidiyorum. Etraf ağaçlık herkes gölgede dinleniyor, cenazenin gelmesini bekliyoruz. Benim gözlerim hala yükseklerde, ‘bir umut’…
            Yarım saat kadar bekliyoruz ve ardından tabutu omuzlamış gençler ve arkalarında sloganlarla yürüyen halkımın ayak sesleri geliyor ovadan. Cenaze halkın arasına geliyor, ‘Şehîd namirin’ sloganları, zılgıtlar eşliğinde şehidini selamlıyor halk. Cenazeyi getiren gençler, daha önce hazırlanmış mezara doğru yürüyorlar. İnsanların hep beraber oraya gitmesine izin verilmiyor, defin işleminden sonra ancak gidebileceklerini söylüyorlar. Ben fotoğraf çektiğim için gidebiliyorum tabutun başına. Cenazeyi defnedecek gençler, gazeteciler ve 2 de Kürt anası geldi mezarın başına. Defin işlemi başlarken çok bakamıyorum gözlerim dolu, yüreğim buruk. Sonra hemen arkamda duran annenin ağıtları çalınıyor kulağıma. Arkamı dönüyorum göz göze geliyoruz. Önceden tanıyorum bu anneyi. Her hafta cumartesi günü Amed Koşuyolu Parkında 2006'da aralarında çocukların da olduğu 10 kişinin bir bombayla katledildiği yere yapılan Yaşam Hakkı Anıtı önünda karşılaşıyoruz. Boynunda bir kolye, kolyenin içinde 3 resim. Faillerden hesap soruyor bu anne. Bütün dünya başıma yıkılıyor sanki. Tutamıyorum kendimi sarılıyorum anneye o da boynuma sarılıp öpüyor, beraber ağlıyoruz. Koynundan bir fotoğraf çıkarıp gösteriyor bu da benim oğlum. Gitti. Bir küçüğü var, o da gitti diyor. Eziyor yüreğimi. O an ‘gidemediğin’ için kendine lanet ediyorsun. Sonra kaldırıyor başını o güzel kadın ve haykırıyor tekrar tabutun başında ‘Şehîd Namirin’. Bir kez daha hayran oluyorum bizi yaratan yiğit Kürt kadınına.
            Defin işlemi tamamlanıyor, aşağı iniyoruz tekrar. HPG adına açıklamayı okuyacak gençler geliyor. Defnedilen 170 kişinin sicilleri okunacak. Önce saygı duruşu ardından marşlar okunuyor ve açıklama başlıyor. Her 4 gerilladan 3 ünün sicili bilinmiyor. Bazılarının sadece kod isimleri, bazılarının şehadet tarihi, bazılarının cinsiyeti okunuyor sadece. Açıklama tamamlanıyor. Gençler hızla ayrılıyor alandan. Arkalarından dualar ediyor analarımız; ‘Allah yolunuza taş koymasın, yolunuz açık olsun’…            Ardından mezarlığa geçiyoruz. 70’ini devirmiş bir ana oğlunun mezarını arıyor, okuyamadığı için gördüğü herkese soruyor; ‘Bu mezar kimin? Burada kimler yatıyor?’ Sonra oturuyor bir mezarın başına ağıtlar yakmaya başlıyor.
            Mezarlıktan ayrılacağız artık. Aklıma ‘çözüm süreci’yle beraber başlayan gerillanın geri çekilmesi üzerine bir Kürt kadının sözleri geliyor ‘E şimdi gerillalar giderse onca mezarı kim sulayacak?’. O gün bir cevap verememiştim. Ama bugün biliyorum.
            -Halkımız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder